Babam Kansermiş…

Merhaba;

Kanserli hastaları olanlar için bu yazıyı sitemde derlemeyi  4 ay önce tasarlamıştım ancak bu güne kısmetmiş;

Babam,

Yaklaşık 7 yıldır sağ ayağım ağırıyor der ama doktora falan gitmezdi.Belki ömründe bir kaç defa tahlil yaptırmış ve ilaç yazdırma bahanesi ile gitmişliği vardır. Her defasında kaplıcalara giderdi.Özellikle de Rize’nin Ayder yaylasındaki kaplıcaları tercih ederdi, aslında sanırım biraz da amaç memleket hasretiydi. Her sene de giderdi, artık psikolojik bir durum mudur yoksa babam kendi kendini mi kandırırdı bilemiyorum İstanbul’a geri geldikten sonra “kendimi çok daha iyi hissediyorum” der bizim de tabii hoşumuza giderdi. Bu olay yaklaşık 5 yıl böyle devam etti.Her yıl Ayder’e gider gelir ve rahatladığını söylerdi. Doktor mu? Hayır o hep “Hayatımda doktora çok ender gittim ben çok sağlıklıyım” diyerek kendi ile gurur duyardı. Kendi kendine teşhisi koymuştu zaten , ya bel fıtığıyım ya da romatizma ağrıları bunlar. Keşke o kadar basit olsaydı. Ne zaman “Baba hadi gel bir doktora gidelim,  ne var ne yok bir bakalım” desem , o bana ” benim bir şeyim yok oğlum romatizma bu”  der geçiştirirdi.

2010 yılının onuncu ayının onunda evlendim.Babam ve annemi ilk defa dans ederken gördüm, ikisinin de yüzünde güller açıyordu. Neden? Çünkü çocukları 34 yaşına gelmiş 7 yıllık birlikteliği olan  doktor bir gelinle evleniyordu . Yalnız eşimin doktor olması bile babamı hiç bir zaman hastahaneye gitmeye ikna edememişti. Hatta bir ara yaptırdığı idrar tahlilinin sonuçlarını gören eşimin şeker hastası olabileceğine dair yaptığı uyarılar sonucu korktuğu için doktora gitmesi ile gerçekten şeker hastası olduğu ortaya çıktı ve ilaç kullanmaya başladı ama diyetine pek dikkat etmedi. Yani babam aynı zamanda şeker hastasıydı.Ama söylemeliyim ki babamın en büyük hatası hem bu ağrıları hem de şeker hastalığı konusunda doktorlara gitmeyip arkadaşlarından veya komşularından soru-cevap şeklinde bilgi edinmeye çalışması ve bu şekilde aldığı cevapları tedavisi için yapmaya çalışmasıydı.

2010 yılının yılbaşına 15 gün kala arabası çalındı, kapımızın önünden. Buna çok üzüldü, arabasını belki çocuğu gibi severdi. Rally kırmızısı Skoda Octavia oysa 2001 model, aslına bakarsanız çok da beğenilecek bir tarafı yoktu arabasının, ama o sanki arabası ile duygusal bir bağ kurmuştu.Her gün yıkar kurutur, evinin önüne geldiğinde park eder, park ettikten sonra kapılarını kontrol eder, biraz uzaklaştıktan sonra döner bir daha bakar, evinin kapısını öyle çalardı. Çalındı, dünyası yıkıldı.Hırsızlar arabada buldukları kartvizitinden aramış 5000 TL karşılığında geri veriririz demiş. Önce kabul etmedik o da neyin nesi,  bizim arabamızı bize satıyorlar pazarlıklar falan en son   1500 TL’ye kendi arabamızı mecburen satın aldık.Tam yılbaşı akşamıydı, gittim ıssız köhne bir yerlerden arabayı teslim aldım, ve babama “Yılbaşı hediyen baba dedim” yılbaşına 2 saat vardı. Çok sevindi üşenmedi indi arabasına baktı, bir çocuğu sever gibi sevdi arabasını.Arka bagaj kapısında küçük bir yamukluk gördü ne kadar küfür varsa saydı. Sonra nazarlık olsun dedi onu da yaptırmadı zaten. Bu hırsızlık olayı onu çok etkiledi.Psikolojisinde bir sorun yoktu ama artık 2010 yılının yazına geldiğimizde ayağı daha fazla ağırıyordu ve fakat babam hala doktora gitmemekte ısrarcıydı.Annem git dese anneme bağırır çağırır , baba gidelim desem bana. O yaz da Ayder’e gitti.Kışın artık doktora götürebilmek için maaile seferber olduk.Yine bizi dinlemedi ama gelininin ısrarları sonucu Şubat ayında hastahaneye götürdüm babamı , Kartal Eğitim Araştırma hastahanesine bir kaç röntgen filminden sonra bir doktorun kapısında sıra beklerken ” Baba ben önce bir gireyim doktora röntgenleri göstereyim” bahanesi ile içeri girdim.Doktor beye babamın durumunu kısaca özetledim. Röntgenleri gösterdim hiç bir şey çıkmadı babamda , şaşırdım. “Babamın sigarayı bırakması için bir kaç bir şeyler söylerseniz sevinirim” dedim,dışarı çıktım ve babamla içeri girdim. Doktor “Mehmet bey, bacak damarlarınızda tıkanma var sigarayı bırakmazsanız bacağınızı kesmek zorunda kalabiliriz” dedi. Babama baktım, bembeyaz olmuştu. Yolda gelirken sigarayı bırakabilir mi  öyle aniden acaba diye düşünürken babamın kararlı olduğunu geldikten sonra eczaneden aldığım nikotin sakızından ağzına bir tane attığında anladım.

Eşim bir şey bulunmamasına şaşırmıştı babam için kendi çalıştığı hastahanede hocalarına danışıyor, kendi bir çare arıyor, ama bulunamıyordu.Gün geçtikçe artık babam ayağını peşinde çekmeye, sürüklemeye başlamıştı.Yürümekte zorlanıyordu. Aynı zamanda kolunda da ağrı ve güçsüzlük oluşmuş, kullanamamaya başlamıştı. Babam gene bu şikayetlerini konuştuğu arkadaşlarından çoğunda bel fıtığı çıkması üzerine kendinde fıtık olduğuna inanıyordu.Amcam bize gelmiş “Bildiğim bir fıtıkçı var gel ona bir gidelim” demiş babamda tamam demiş çıkmış gitmişler. Gittikleri kişi aslında doktor değilmiş.Adam masaj yapıp ovalamış sırtını,kolunu,bacağını. Gece babam çok iyi geldi demiş. Sabah kalktığında “Benim bu gece başım hiç dönmedi” cümlesini ağzından kaçırmış.Annem bunu duyunca “Senin başında mı dönüyordu?” demiş.Annem bunu söyleyince bende eşime söyledim.  Eşim hocaları ile görüştü ve randevu aldı.Babamı hemen götürmemi istedi. O pazar nöbetçiydi, babamı Göztepe Eğitim Araştırma Hastahanesine götürdüm. Kolu ve beli için bir kaç film çektirdik.Eşim ilgilenir artık diye eve geldik,babamı her zaman gittiği lokale bıraktım, oradan bende evime geçtim.Takribi 2 saat sonra eşim aradı tekrar gitmemizi istedi. Babam artık dengesini tamamen yitirmiş durumda ,merdivenlerden çıkamaz, arabaya tek başına binemez o pozisyonda yani. Aldım götürdüm.Öncelikle bel fıtığı yönünden muayene oldu .Muayene sırasında babamın dengesini kaybetmesi üzerine herkes birşeylerden şüphelendi.Beyin MR, Tomografi vs. istediler.Çektirdik.Eşim filmleri hocalara götürdü geldi, arabadayız babam ve ben. Önce beni bir bahane ile çağırdı bana “Babamın beyninde kitle var Aydın.İyi huylu mu kötü huylu mu? Ameliyattan sonra Patoloji sonucunda belli olacak.Ama ameliyat olması gerek”dedi. Tutamadım kendimi hayatımda hiç başıma gelmemişti böyle bir şey bir akrabam arkadaşım ya da tanıdığım, hiç. Bu mu yani dedim kitle var bu kadar mı? Olduğum yere çöktüm bir çocuk gibi zırıldıyordum 35 yaşında çocuk ve hiç etrafımdakilerden utanmadan. Toparlayıp kendimi bunu babama nasıl söyleyeceğiz dedim. Sonra söylemememiz gerektiğini düşündüm ve eşimle bu konuda mutabık olduk. Söylemedik. Babamın yanına gittik arabadaydı öyle oturuyordu ve hiç bir şeyden haberi yoktu ama neşesi olabildiğince yerindeydi. “Beyninde apse varmış baba apsede öyle korkulacak bir şey değil ama ameliyat olman gerek”. Babam, canım babam. Gururu hiç elden bırakmadı beynindeki o kitlenin etkisi ile zaten donuk ve boş boş bakıyordu söylediklerini 1-2 saniye sonra anlıyordu ama bu ona bambaşka bir tatlılık kazandırıyordu. “Tamam” dedi. Eşim koşuşturuyordu bu gecede ameliyata alabilirler düşüncesi vardı içimizde ama sonraki sabaha 29 Mart 2011 sabahına kaldı. Annemi çağırdık geldi. Annemede önce apse var dedik. Annem rahatladı apsenin önemsizliğini vs.. eşim anlatınca inandı.

Sabah 08:30 ameliyat;

Bütün akrabalar gelmiş ameliyata girecek babam.Ve ben kitle olduğunu bilen eşimle birlikte tek kişiyim.Bütün doktorları uyardık aman bir şey bilmiyor söylemeyi düşünmüyoruz vs.. Bütün önlemleri aldık yani. Babamı sedyede gördüm tutamadım kendimi ağladım yine, 35 yaşındayım ve ben daha babama doya doya sarılamamış daha önemlisi bayramda seyranda elini öpmenin dışında öpmemiştim kendisini ya da çok küçükken öpmüşsem hatırlamıyorum. Sedyeyi durdurdum doya doya babamı öptüm, kokladım.Babam ameliyata girdi çıktı bomba gibi,  5 saat sürdü ameliyat ama 5 yıl gibi geldi. Babam ameliyattan çıktıktan sonra sağ tarafı tutmuyordu. Çünkü beynin solunda yapılan operasyon sonucunda 3 kitlenin 1 teki alınmış diğer iki kitle beyin merkezinde ulaşılamayan bir yerde olduğu için alınamamıştı hala olduğu yerdeydi.Yapılan operasyon etkisiyle sağ tarafı komple felç olmuştu. Ama doktorlara göre bir kaç ay içerisinde fizik tedavi desteği ile normale dönebilecekti. Şimdi patoloji sonucu için beklemem gereken koskoca iki gün vardı.Bu iki gün içerisinde bildiğim bütün duaları ettim “iyi huylu bir kitledir İnşallah ve babama bundan sonraki hayatında bir rahatsızlık vermez”.2 gün sonra eşimle beraber Patoloji binasına gittik,ben kapıda bekledim, eşim içeri girdi. Patoloji hocası sevdiği bir ablasıydı yaklaşık 45 dakika dışarıda bekledim içim içimi yedi,  çıktı “ne oldu” dedim “yok bu güne de yetişemiyormuş” dedi. Doktor hanım yoğunmuş onu aramış beklemiş vs..  Tamam dedim o gün yine akşama kadar sağa sola babamın işlerine koşturdum. Sonraki gün arkadaşlarım gelmiş hastahane karşısında bir kafede onları ağırlıyordum eşim yanımızdan kalktı “ben Patolojiye bakıp geleyim siz oturun dedi”  tamam dedim.Ama aklım hep Patoloji sonuçlarındaydı yaklaşık bir saat geçti gelmedi, telefon açtım telefonu kapalı, sonra arkadaşlara veda edip Patoloji’ye gitmek üzere kalktım yanlarından. Bilenler bilir Göztepe E.A hastahanesi bahçesinde bir tane kantin var giderken uzaktan eşimin orada bir elinde kahve bardağı diğer elinde sigara volta attığını gördüm.Yanına yaklaştıkça içimde fırtınalar kopuyordu.Beni gördü dolu dolu gözlerle bana baktı.Yanına yaklaştım “ne oldu” dedim o da hüngür hüngür ağlamaya başladı başkada soru sormadım zaten anlamıştım. Hatta zaten bir gün önceki gidişimizde öğrenmiş ama dünden bu yana bana nasıl söyleyeceğini düşünüyormuş. Babam kanserdi, Akciğer kanseri tanısı konulmuş oradan beyne sıçramış,metastaz yapmış.Yani kötü huylu çıkmıştı. Yaklaşık 20 dakika oracıkta öyle kaldım sonra anneme nasıl söyleyeceğimi düşündüm. Sonraki gün için plan yaptım babamın  yanına akrabalarımdan birini bırakıp eve (Tuzla) annemi üstüne başına temiz şeyler almaya götürürken sahilde bir yerde söyleyecektim. Yola koyulduk annem Patoloji ‘ yi sordu ben cevap vermedim. Eşim daha belli olmamış falan dedi geçiştirdi.Yaklaşık yarım saat sonra sahilde ben ceplerden birine ” çişim geldi şurdaki kafelerden birine gideyim” dedim arabadan indim.Eşim anneme anlatacaktı durumu, gittim sahilde dolaştım, bir tur atıp geldim arabaya bindim.Anneme bir şeylerin hala söylenilmediğini anladım. Sonra aynadan bakıştık ve  eşim ; “Anne biz Patoloji sonuçlarını aldık ve iyi değil bizi uzun ve zorlu bir süreç bekliyor babam KANSER” dedi. Annem bir taraftan ben bir taraftan eşim bir taraftan üçümüzde salya sümük ağlamaya başladık yine. Ama annemden beklemediğim bir metanetle aslında duymak istediğim cevap geldi “Tamam oğlum ağlamayın Allah’tan gelenin hesabı sorulmaz”. Ardından ekledi “hiç bir şeyi düşünmüyorum şimdi de, kızına nasıl söyleyeceğiz?” Kızı vardı 16 yaşında kolunun yarısını alsalar razı olurdu yeter ki babasına bir şey olmasın. Annemi tekrar hastahaneye bıraktım babamı öptüm kokladım ve akşam yine evime geldim.Kanserle ilgili belki 50 sitede 500 ün üzerinde yorum makale vs.. okudum. Çareler aradım ama bulamadım mesela bir site buluyorsun o site bitkilerle karışık bir şeyler söylüyor ama sonuç yok. Kendim bilişim uzmanıyım, ne kadar detaylı aramalar yaptığımı ne kadar cebelleştiğimi tahmin edebilirsiniz.Bir site buluyorum o sitedeki uzmanım diye geçinen kişiyi araştırıyorum meğer baba kız şarlatanmış diğeri diğeri diğeri hep aynı.  Beynim allak bullak her gece aynı şekilde yatıyorum artık yaklaşık 10 gün 15 gün bilgisayara başından kalkmıyorum en sonunda pes ettim. Yok dedim bu bok yiyenin çaresi yok. Herkes umut taciri herkes para peşinde insanların manevi duyguları kimsenin umurunda değil. Eşim defalarca beni uyardı ama dinlemedim yine bildiğimi okudum ve sonuç hüsran. Bir gazetenin tekinde şimdi adını hatırlayamadığım İngiltere’de x bir üniversitede damardan yapılan bir iğne sonucunda beyindeki tümörlerin 2 günde yok olduğunu okudum, zaten 3-4 ay ömür biçilmiş bir hasta kobay olarak denenmeyi kabul etmiş başarılı olmuş ve hasta tamamen tümörlerden kurtulmuş diye yazıyordu. Hemen üniversiteyi araştırdım buldum mail attım bizi de kobay  olarak kullanın diyordum mailim de. Cevap, ilginize teşekkür ederiz bu konuda sırada bekleyen binlerce hasta var. Bir kapı daha kapanmıştı.

Babamın sağ tarafı felçti ama normal konuşurken hiç bir sorun yoktu konuşabiliyor espri falan yapabiliyordu. Biz sağ tarafının böyle olmasının beyindeki o apseden kaynaklandığına onu inandırdık. 20 günlük hastahane yatışından sonra eve geldik .Fizik tedavi için sıra beklemeye başladık.Diğer tedavi yollarını planladık.

Şimdi en zor aşamaya gelmiştik, Radyoterapi.  Kemoterapi tedavisini yaptıramıyorduk çünkü zaten beyindeki kanser kemoterapinin ulaşamadığı bir bölgeydi lanet şey. Bunun yerine radyoterapi yaptıracaktık fakat bunun babama hissettirmeden yapmalıydık. Maltepe sahilde Gamaray adında bir yeri ayarladık.Oradaki asistan ve doktorlarla önceden konuştuk babamın hastalığından haberinin olmadığını sadece yeni çıkan bir teknikle ameliyat sonrası beyinde bir takım kalıntıların kaldığını ve bunları temizlemek için yeni çıkan bir yöntem olduğunu bu yöntemin adınında Laser tedavisi olduğunu söyledik. Belediyeden bir ambulans ayarladım 10 gün boyunca her gün sabah 11 ile 12 arası gidiyorduk yaklaşık 10-15 dakika sürüyordu, ambulanstan indiriyor tekerlekli sandalyeye koyuyorum götürüyorum radyoterapiye giriyor, ambulanstan radyoterapi makinesine gidene dek her gün yeni yeni konular buluyorum, o konulardan bahsederken hem sağa sola bakmıyor, hemde etraftan kanser ile ilgili bir şeyler duyup konudan şüphelenmesin diye planlıyorum. Bir kaç ufak tefek aksaklıkların dışında on günlük radyoterapi aşamasını da bitirdik.

Fizik tedavi için Erenköy fizik tedaviyi seçmiştik ve biz bu arada evde babama hastahaneden tavsiye edilen hareketleri yaptırıyorduk. Moral olarak iyiydi çünkü gün geçip harekeleri yaptıkça bazı hareketleri artık tek başına yapabiliyordu fakat tek başına hala yürüyemiyordu, bezlenmeyi reddediyor tuvalete kendisi gitmek istiyordu. Annem eşsiz özverisi ile bunların hepsini yaptırıyordu. Fizik Tedavi hareketlerini de kızı yaptırıyordu. Merdivenlere inip çıkarken yardımcı olsun diye ek demirler yaptırdım daha rahat indirip çıkartabiliyorduk. Tekerlekli sandalye tuvaletini yapabilsin diye tuvalet sandalye aldım. Bazen arabasına onu bindiriyor etrafta bir kaç tur attırıp bazı arkadaşlarını ziyaret ettirip tekrar eve getiriyordum. Evde 2 ay bekledikten sonra Fizik tedavi için Erenköy Fizik Tedavi merkezine yattık, yaklaşık 60 gün burada yattı.Burada içim daha rahattı çünkü anneminde babamın yanında yatabileceği bir yer vardı. Sabah 9 ile 10 arası Fizik tedavi çalışmaları ardından yemyeşil bahçede akşama kadar istediğin gibi takılabilirsin fazla detay yok yasaklar az. Gün aşırı gidiyordum. Yattığı süre içinde başta hevesli olan babam bazı diğer hastalar gibi çabucak etki görüp ayaklanmadığı için tabii ki hastalığını bilmediğinden sıkılmaya ve söylenen hareketleri yapmamaya başlamıştı.Daha fazla süre hastanede yatıp ilerleme göremeyeceğimizi  oradaki doktorlardan öğrendikten sonra tekrar eve geldik. Babam iyiydi ,belinde bir kemer o kemerden tutuyorduk.Babam da yeni yürümeyi öğrenen çocuklar gibi yürümeye çalışıyor ama tamamen tek başına hala yürüyemiyordu. Ama iyiydi bu bizim de moralimizi yerine getiriyordu. Evet çaresi yok biliyorduk ama ümit hiç bizi terketmiyordu Allah’ın mücizesi bitermi dedik.Duyduğum herşeye inanır oldum. Ünlü bir profesör bir tv programının haber bülteninde siyah turp akciğer kanseri hastalarına çok iyidir dedi mevsimi değildi nerden bulacağımı çok düşündüm aramadığım gezmediğim manav ya da süpermarket kalmadı bulamadım. Sonra Tuzla’da gözlerden çok uzak bir bölgede seracılık yapan bir adam buldum elinde kalmış öyle köşede tohuma bırakmış 20 kilo kadar vardı hepsini aldım. Memleketten kestane balıda almıştım anneme kestane balı ve bu siyah turplardan her gün babama yedirmesini söyledim. Annemde babama bir çocuğa bakarmış gibi bakıyordu, babam kilo alıyordu.

Evde fizik tedavinin ardından öğrendiğimiz hareketleri yapmaya devam ediyoruz. Her akşam bir sonraki gün için babam plan yapıyordu “bu gün 150 metre yürüdüm yarın 300 yürürüm  sonra 450 sonra size de ihtiyacım kalmaz tek başıma yürürüm” diyordu. Bu hırs bizi çok sevindiriyordu. Bir gün “ben bu gün dışarı çıkmayacağım” dedi. “Ne oldu baba?” ses yok. Sonra bir kaç günde bir çıkmaya başladı, fark ediyorduk artık hareketleri  tekrar geri gidiyordu.  Artık eskisi gibi moralli de değildi. Ağustos ayının başı gibiydi artık akşama kadar uyuyordu bazen kalkıyor çok az çorba yiyor sonra yeniden uyuyordu. Ama her şeye rağmen etrafa gülücükler saçıyordu. “Olsun” diyordum. “Yarım olsun köşede babam olsun” diyordum. Ama kaçınılmaz sonunda yakın olduğunu biliyordum. Kız kardeşimin ise hiç bir şeyden haberi yok ha iyileşti iyileşecek gözüyle bakıyor ve her şeyin geçici olduğunu düşünüyordu.

Ağustos 20 gibi  sadece uyuyuyordu o az içtiği çorbayı da istemememeye başladı zorla da olsa ilaçlarını veriyoruz. Yine yatıyor. Kusmaya da başlamıştı.Eşim ameliyatı yapan hocalarıyla konuştu.Ve kontrol MR çekilmesini ayarladı. Bir şekilde arabayla götürüp çektirdik. sonuçları bekledik.Eşim geldi ve akciğerden bu sefer karaciğere zıplamış lanet ve beyindeki kitlede bilmem kaç milim büyümüş.Ne yapacağımızı bilemedik. Sona yaklaşıyorduk. Ramazan bayramına 2 gün kala artık babam hiç gözlerini açmıyordu. Eşim tekrar hocalarıyla konuşarak hastanede yatak ayarladı sağolsun ve biz de ambulans çağırıp derhal hastaneye gittik.

Ve son evre,

Yattık , beyin cerrahi bölümünde ameliyatı yapan doktorlara emanetti artık  babam. Ve neden Türk Doktorlarına beni emanet edin demiş anlamıştım Ata’m. Herkes çok ilgili çok iyi ve gerçekten kanatsız melek gibiydi bu bölümde, daha açıkcası sadece bu bölüm, yani Göztepe E.A hastahanesinin bu bölümü için bunu net bir şekilde söyleyebilirim(Bu arada eşim bu bölümde çalışmıyor) . Babama serum taktıktan sonra biraz kendine gelmişti, konuşup sohbet edebiliyorduk. 3-5 gün böyle devam etti yeniden çorba yemeye başladı . Et düşkünüdür babam, gittim dönerler aldım ona bir sürü yiyecek, varsa şekeri var dedim ye baba dedim bir şey olmaz hala kendine bakmaya çalışıyordu nereden bilsin bilmiyordu ki kanser olduğunu yok ben onu yemem o şekerli o yağlı falan… Yaklaşık 10 gün olmuştu bayramı orada geçirdik bayramlaştık misafirleri geldi misafirleri geldiği zaman gözlerinin içi gülüyordu gelen gitmesin istiyordu. Sonra durumu tekrar kötüleşti.Eylül’ün 10’u gibi ara yoğun bakıma geçtik artık bezleniyordu babam ve tepkileri azalmış moral olarak kötü durumdaydı.  Yine annem yanındaydı benim kalmamı babam istemiyordu tuvalete gidebildiği zamanlar yanında birisinin durması gerektiği için benden çekiniyordu ardından altının bezlenme durumları içinde aynı şey geçerliydi benden utanıyordu annemin durmasını istiyordu. Ama ben her gün sabah gelip akşam eve dönüyordum. Yattığımız 12.gün babam artık sadece uyuyordu 3 gündür kimse ile bir şekilde iletişime geçmemişti.Eşimle ara yoğun bakım odasına girdik çok hafif gözlerini açtı bize bakıyordu.Eşim “baba merak etme iyi olacaksın herkes dışarda  herkesin selamı var” dedi gözlerini bir kere kapadı açtı. “Baba” dedim bende “merak etme her şey geçecek düzelecek” .Kapadı gözlerini açtı. Beni anladı bu son iletişim kurduğumuz andı.Kendi kendime küfür ediyordum geçecek, bok geçecek babam gittikçe kötüye gidiyordu ve çaresiz sadece bekliyorsun. Defalarca sordum kendime ne bekliyoruz, ne ne ne? Ölümü, evet babamın resmen ölümünü bekliyorduk. Lanet olsun elinden gelen hiç bir şey yok, elin kolun bağlı. Kimse sana şöyle olursa şöyle olur diyemiyor. Mesela  “bir tane ot, bu da resmi. Bu ottan sadece Ağrı dağında var ve neresinde olduğunu bilmiyoruz”  deseler. Sende çareli çaresiz gider en azından ararsın. Yok öyle bir şey bekleyeceksin. Aynı günün akşamı doktorlar apar topar içeri girdi bir tanesi dışarı çıktı eşim yanımdaydı.Doktor bana “entübe edelim mi” dedi ben hüngür hüngür kadın gibi ağlıyorum ve Allah’a her zaman ki duamı yapıyor “Allah’ım çektirme babama uyurken al canını” . Entübe de ne demeye kalmadan eşim bana açıklamasını yaptı akciğerlere hortum salacaklar artık babamı uyutup o makine aracılığı ile nefes aldıracaklar. Zaten yemeğini de burnundan midesine saldıkları bir boru aracılığı ile veriyorlardı. “Tabii ki”  dedim “ne gerekiyorsa yapalım hocam”Artık babam tıbben bitkisel hayattaydı… Doktor beni kenara çekti günlerden perşembe  “hafta sonunu görür görmez” dedi. Hazırlıklı olun.  Her taraf karanlık kimseyi görmüyor gözüm olduğum yere yığıldım, beklemiyor muydum evet bekliyordum, bekliyorduk. Ama böyle birden pat diye söylendi mi insan gözlerine ışık tutulmuş tavşan gibi kalıyor.

Yattığı 16. gün babamın; annemi artık hafta sonları eve gönderiyor ben kalıyordum babacığımın yanında hafta sonu geri gelirken de kız kardeşim le beraber geliyor kız kardeşim de babamı yarım saat bir saat civarı görüyor tekrar eve dönüyordu her hafta bunu rutine bağlamıştık. Kız kardeşim hala babasının kanser olduğunu bilmediği için her an kalkabileceği düşüncesi ile yaşıyordu. Onu öyle gördükçe içim dağlanıyordu ama aklımca onu düşünüyordum. Ve söylemiyordum.

Yine hafta sonu kaldığım bir gece bana “entübe edelim mi” diye soran doktorda nöbetçiydi fırsattan istifade içimi kemiren soruyu kendisine sormak için odasının kapısını çalıp “bir soru sorabilir miyim hocam” dedim. “Tabii buyurun” dedi. “Bana o gün entübe edelim mi? diye neden sordunuz ?” Aslında yarım yamalak sorunun cevabını eşimden almıştım ama kendisinden duymak istedim. “bakın Aydın bey” dedi “bu tür hastalarda bu son evredir her an babanızı kaybedebilirsiniz bu yolun bir şekilde keşke dönüşü olsa ama yok bazı hastalarımız bu süreci daha önce başka hastalarında yaşadığı için hayır diyor ve entübeyi kabul etmiyor” .  ” E hocam ben entübe olmasın deseydim ne olacaktı”. “Maalesef en çok 20 dakika sonra babanızı morgdan almak zorunda kalacaktınız” dedi. Sonra bir an kızdım içimden ama sonra adama soru sordun cevabını aldın dedim kendi kendime. Doğru buydu çünkü. Sabah oldu tek bir damla uyku uyumamıştım o gece, bazen babamın ellerini tutuyorum hüngür hüngür ağlıyorum, bazen babama bakıp onun bana yaptığı anlayış abidesi geçmiş günlerimi düşünüyordum. Ne yapacaktım babamdan sonra nasıl olacaktı hayat. Ama mantık çerçevesinde düşünürsek bu ilk defa benim başıma da gelmiyordu, bununda bilincindeydim. Ama hiç bir gün sıra bana gelir diye düşünmemiştim babama bak 6 ayda ne hale gelmişti.

Günler her gün aynı geçiyordu babam sadece uyuyordu.Ben gündüzleri gidiyor beni belki duyuyordur diye Beşiktaş maçlarının skorlarını veriyordum yenilirse değil ama yenerse. O Beşiktaş ‘lıydı ben Fenerbahçe bu konuda da tatlı bir rekabet vardı aramızda. Babamın yanında kaldığım o gecelerde aslında artık bunu kız kardeşime de söylemeliyim diye düşündüm çünkü o da kendini hazırlamalıydı ve yeterince ona haksızlık yapmıştım. Ayrıca o gece babamın kulağına eğilip “baba sen kansersin sana söyleyemedik özür dilerim” dedim. Belki de vicdanen kendimi rahatlatmak içindir belki haksızlık yaptığımı düşündüğüm için, bilmiyorum söyledim.

Eylül sonu gibi doktorlar sabaha çıkar mı çıkmaz mı bilemeyiz dediler eve gidemezdim akşam bende dışarıda arabada kalırım o zaman dedim. Bunun üzerine halam, amcamın hanımı yani yengem, ve kız kardeşimde benimle kalmak istedi yok demedim, onlar da benimle beraber araba da kalabilirlerdi tabii. Kaldığımız ilk günün sabahı hastahanenin yakınındaki gide gele ahbap olduğum kafede babamın kanser olduğunu söyleyecektim kız kardeşime kafaya koymuştum. Halam ve yengeme söyledim sen bilirsin dediler. Kafeye gittik kahvaltı yaptık tam söyleyeceğim yutkunup, yutkunup vazgeçiyorum. Söyleyemeyeceğimi anladım. O günü öyle atlattım ama ertesi gün babamın boğazından hortum çıktığı için fenalaştığı yani o makinelerin inim inim inlediği bir zaman da herkes salya sümükken çok kararlı bir şekilde kız kardeşimi çektim kenara ve eşimle beraber konuyu anlattım, “baban kanser Kübra” dedim. “Bak bütün akrabalarımız herkes bana söyleme dedi ama ben sana söylemek istedim onlara da ne dedim biliyor musun? Benim kız kardeşim güçlüdür üstesinden gelir dedim.Alıştır kendini güzelim, bu kaçınılmaz son.Babamız Kanser”. Saatlerce ağladı. Hiç ağlama demedim.Ardından  7 gün araba da yattık babam her gün kötüye gidiyordu ama hayatla kavga yapıyordu sanki ölmek için bir şey bekliyordu. O kavga için isterse 70 günde, 70 ayda arabada kalabilirdim.  O kaldığımız 7 gün içerisinde Kübra’da artık kendini alıştırmaya başlamıştı acı gerçeğe. Yaklaşık 10 gündür de okula gitmiyordu zorda olsa ikna edip Ekimin 2.haftası okula gitmesini sağladım. Babama bağlı bir kaç makine ve serum aletleri zaman zaman ötüyordu ama ilk zamanlarda ki gibi panik yapmıyorduk hatta o makineleri annem bile kullanmasını öğrenir duruma gelmişti.  Zaman zaman babamın değerleri fenalaşıyordu o zamanlar apar topar doktorlar içeri giriyor annem ya da diğer hasta yakınları içeride iseler hepsini dışarı çıkarıyorlar ardından babamın boğazından aşağıya mevcut hortumun yanından daha ince bir boru sokup aspire ediyorlar dışarı çıkıyorlar.

Babam 55 gündür hastahanedeydi hafta sonuna çıkar mı çıkmaz mı belli olmaz dedikleri günün üzerinden yaklaşık 45 gün geçmişti. Doktorlar şaşırıyordu hiç bu kadar direnç göstereni görmedik falan diyorlardı. Belkide hasta yakınlarına bir teselli olsun diye söyledikleri bir şeydir bilemem.

56’ ncı gün ben kaldım babamın yanında cumartesiydi günlerden,  pazar Kübra ve yaklaşık 50 kadar eş dost akraba geldi hastahaneye. Akşam eve götürdüm onu ve babaannemi. Aylardır telefonum her çaldığında kalbim daha hızlı çarpıyor annemden gelecek diye elim ayağıma dolaşıyordu.

58.günün sabahı;

Planlarıma göre sabah kalkacak Kübra’nın okuduğu okula gidecek yıllık okul servisi parasını ödeyecektim. Ve hastahaneye geçecektim. 09:30 gibi telefonum çaldı fırladım Annem , “Aydın baban kötü” dedi, ağlıyordu. Fırladım okul yolumun üzerinde sayılır hemen ödemeyi yaptım çıktım hastahaneye geldim. Ara yoğun bakımın önünde annem ağlıyor doktorlar içeride babama müdahale ediyordu. Her seferinde olduğu gibi babamın ağzında olan hortumu düzelttiler aspire ettiler panik havası ortadan kalktı doktorlar çıktı. Ben içeri girdim babamın kadim dostlarından Kadir abide  geldi babamın tansiyonu 5-2 idi hemşire hanımlara söyledim. Doktorlara söylediler bizi tekrar dışarı çıkardılar. Annemi Kadir abi ile aşağıya gönderdim, kapıda bekledim yüzüm gözüm kıpkırmızı, halama haber vereyim dedim telefonu çevirdim “hala babamın durumu kritik haberiniz olsun” diyeceğim. Diyemedim. Telefon çalarken doktor hanım dışarı çıktı gözlerimin içine baktı onunda gözleri dolu doluydu 58 gündür hiç görmemiştim onuda böyle, yanıma yaklaştı halam telefonu açmış alo alo diyordu doktor hanım bana ” başınız sağolsun” dedi. Bu temenniyi ilk defa duyuyordum. Türkiye’nin herhangi bir ilinde ilçesinde değil sanki tüm Dünya’da deprem oluyordu. “Hala babam vefat etti” dedim. Annem yukarı çıkmış. Beni koridorun sonundan gördü yanına gittim ağladım sarıldım ona, anladı hiç bir şey demedi salya sümük ol orta orada ağlamaya başladık. Öldü.Allah dualarımı kabul etmişti acısız sızısız uyurken ölmüştü babam.Ve meğer babam kızının okul servisinin parasının ödenmesini bekliyormuş diye düşündüm o an. 24/10/2011 Saat 14:14. Babam öldü.

 

Yukarıda yazdıklarımı neden yazdım? Elimden geldiğince sadeleştirerek bütün kanser hastası yakınlarına bir nebze olsun yol gösterici olur diye düşündüm. Yukarıda yazdıklarımın dışında belki babamı kurtarabilirim diye maddi manevi bir çok şey yaptım yazdıklarımın belki çok daha fazlasını yazamadım bile. Beyin metastazlı Akciğer kanseri tanısı konulmuş bir kanser hastasının kurtulma şansı yok gibi bir şey artık son 6-7 ay onu elinizden geldiğince bu dünyada iyi ağırlayın. Ve etrafınızda ki hiç bir ümit tacirine kesin deliller sunmadığı müddetçe umut bağlamayın para kaptırmayın.

Hepinize Geçmiş Olsun.

 

Yazı içerisinde cümle düşüklükleri, imla hataları mutlaka vardır kusura bakmayın.