Bira Kutusunun Tarihçesi

1900’lerin başlarında Montana’da bir bira üreticisi, American Can Company’ye biralar için bir kutu üretip üretemeyeceğini sordu. Cevap olumsuzdu ancak bu yeni fikir şirketin aklını kurcaladı ve bunun için çalışmaya başladılar. İlk denemeler başarısızlıkla sonuçlanacaktı.

İlk prototip;

İçki yasakları

Ocak 1920’de kongrenin aldığı bir kararla Amerika’da 1920 yılında alkol üretimi, taşınması ve satışı yasaklandı. Böylece bira ilk kez kutuya içki yasakları sırasında girdi. 1920’lerin sonunda büyük bira üreticileri, birayı kutulamak fikri üzerinde çalıştılar.

 

Birayı kutulamak için en büyük engel, kutunun içine yapılacak astar için uygun bir malzeme bulmaktı. Bira ve tenekeyi birbirinden ayıracak bir malzeme gerekiyordu. Bira, tenekeden ayrılmadığı zaman tadı bozuluyor, tenekenin tadı biraya geçiyordu. Uzun yıllar süren araştırmaların sonunda American Can Company adlı bir şirket, “vinylite” adı verilen bir sentetik plastik geliştirdi.

1934Kutu biraların satışa sunulması

1934 yılında uzun süren ikna turlarının ardından The American Can Company, Krueger biralarını, birayı teneke kutularda satmaya ikna etti. Bu yeni ürünü denemek için Richmond, Virginia’yı pilot bölge olarak seçtiler. Ocak 1935’te kutulanmış biralar marketlere çıktı. Sonuçlar iyiydi, 1935 sonuna dek 23 farklı bira markası ürünlerini teneke kutularda satmaya başlamıştı. 

 

Birayı teneke kutuda satmanın avantajı, bunların az yer kaplaması ve hafif olmasıydı. Üstelik teneke kutuları doldurmak, şişeleri doldurmaktan daha az vakit alıyordu. Ancak bazı bira üreticileri, pahalı şişeleme makinelerini yine pahalı kutulama makineleri ile değiştirmeye hazır değillerdi. Bunun üzerine Continental Can Company isimli şirket, bugün “Cone top” olarak adlandırılan bira kutularını geliştirdi. Bu kutuların ağızları, huni şeklindeydi ve hali hazırda üreticilerde bulunan şişeleme makinelerinde kullanılabiliyordu. Bu kutular 35’lik, 70’lik, 1 litrelik boylarda üretildi. 

1940Carlsberg şişesindeki svastika

Carlsberg, bir dönem etiketlerinde aslen bir Sanskrit iyi şans sembolü olan ‘svastika’yı kullandı. Sembol, Naziler tarafından kullanılmaya başlayınca, şirket bu sembolden vazgeçti.

Düz ağızlı kutular

Huni ağızlı kutular şişeleme bantlarında kolaylıkla doldurulsa da düz ağızlı kutular depolamaya çok daha uygun bir üründü. Bunun üzerine şişe bira bantlarında kutu bira üreten bira şirketleri, bantlarını değiştirip düz ağızlı kutuları dolduran makineler alma gereği duydular. 1950’lerin ortalarından itibaren şişe ağızlı kutuların kullanımı bırakıldı. Bu zamandan sonra bira kutuları düz ağızlı ve çelikten imal edilmeye başlandı. Düz ağızlı biralar, konserve açacağına benzer bir açacakla açılıyordu. 

1960 yılında Reynolds Alüminyum şirketi ürettikleri kutuların üstlerini alüminyumdan imal etmeye başladı. 1962 yılında konserve kutusu gibi açılabilen bira kutuları marketlerde yerini aldı. Ancak bu kutuların da bir sorunu vardı; parmakları ve dudakları kesmek! Uzun denemeler sonrası 1965 yılında kutuları parmakla çekilip açılabilecek hale getiren ve bugün de kullanılan çekme halkaları eklendi. Çekme halkalarıyla kaldırılan bira kutusunun üstü, bira açıldıktan sonra atılmak zorundaydı ve bu haliyle ufak bir çöp sorunu yaratmanın dışında epey sorunsuz görünüyordu. Bu sorun, ekolojik bir hamleyle çözüldü. Açma halkaları ile açılan kısım, bugün de kullanılan yöntemle kutunun üzerinde kalacak şekilde imal edilmeye başladı ve sorun çözüldü.

1970’lerAlüminyum kutuların pazara girişi

1970’lerin başlarında Coors bira şirketi, düğme tepeli bira kutularını ilk kullanan üretici oldu. 1977’de ekolojik kutular şimdi kullandığımız şeklini alarak marketlere çıktı. 70’lerde çelik kutuların modası geçmeye başladı ve Coors tarafından 1959’da marketleri doldurmaya başlayan alüminyum kutular yaygın olarak kullanılmaya başladı. Alüminyum bira kutularının üretimi daha ucuzdu, daha hafifti ve birayı soğutmak çelik kutulara göre daha kolaydı. 

Haydan gelen huya gider derler… 2013 yılında üstü düz bira kutuları yeniden ortaya çıktı. Düz üstlü bira kutularını 35’lik biralarda kullanan Miller, kutuları açacağı ile birlikte satmaya başladı. Bu kutuların modern versiyonlarının üzerinde hâlâ ekolojik açacak da bulunuyordu ancak biranın içildiği yerde bir de içen kişinin daha hızlı içmesi için biranın üzerinde bir delik açabilmesine olanak tanınıyordu. Bu küçük düzenlemeyle, bu kutularla argo tabirle “atışlık” yapmak kolaylaşıyordu. 

 

Şişe ağızlı bira kutuları da bugünlerde geri dönmeye başladı. 1930’lara dönüşü işaret eden bu kutular, şişe şeklinde alüminyum kutulardan ibaret ve “CaBottle” (teneke – şişe) olarak anılıyor.

 

Bugün bira kutuları, içlerindeki biradan daha pahalıya maloluyor. Bu yüzden araştırmacılar metal bira kutularından daha ucuza malolacak malzemeler arıyor. Ancak plastik malzemelerle yapılan denemelerde, cam şişe veya kutuda satılan biralardan alınan lezzet alınamadı. Sıkıştırılmış ahşabın kaplama malzemesi olarak kullanıldığı denemeler de yapıldı. Ancak metal endüstrisi oldukça büyük ve zengin olduğu için bir süre daha metal kutular kullanılacakmış gibi görünüyor.

2013 baharında Budweiser, dikkat çekici ve orijinal bir bira kutusunu tanıttı. Kutu, Budweiser’ın ikonik fiyonk şeklindeki logosuyla benzerlik taşıyordu. Kutuyu tasarlayan mühendisler, birkaç teknik sorunu aşmak zorundaydı. Kutuyu tasarlayan Anheuser-Busch Başkan Yardımcısı Pat McGauley, hazırladıkları tasarım için; “Bu, eşsiz bir şey. Daha önce gördüğünüz hiçbir şeye benzemiyor. Dünyanın en ikonik birası, dünyanın en kendine özgü, orijinal kutusunu hak ediyordu.” diyor.

Retro modasının ortalığı kasıp kavurduğu günümüzde Miller da bir modaya ön ayak oldu. 1973 yılında çıkardıkları ve ilk ‘light’ birayı, orijinal tasarımıyla yeniden gündeme getirdiler. Miller Lite, ilk light biraydı ve obezitenin pençesindeki bir jenerasyonu light bira kavramıyla tanıştırmıştı. Diğer bira üreticileri ürettikleri light biralar için ‘lite’ kavramını kullanamazdı. Bu nedenle ‘light bira’ tabiri kullanılmaya başlandı. 

 Miller Lite’ın orijinal kutusu geri dönüyor

2014

Orijinal kutusuyla geri dönen bu pilsner bira, Bubba Smith’li ilk reklamları yayınlandığı zamanki iyi tadını koruyordu. Miller Lite’ın ilk reklamlarında ünlüler ve sporcular biranın tadını övüyor ve az kalori içerdiği vurgusu yapıyorlardı. İlk Miller Lite reklamlarının mirası, deneyimli biraseverler açısından da iyi bir geri dönüş sağladı. Klasik biraların olduğu bir zamanda Miller’ın bu atağı, birayı sonsuza kadar değiştirecekti. Bazıları beyaz Miller Lite kutularındaki biranın tadının mavi kutularda olanlardan daha iyi olduğuna yemin edebilirdi. Oysa böyle bir ayrımdan söz etmek mümkün değildi çünkü farklı renkteki kutulara doldurulan biralar bire bir aynıydı. 

 

Orijinal kutusuyla geri dönen bu pilsner bira, Bubba Smith’li ilk reklamları yayınlandığı zamanki iyi tadını koruyordu. Miller Lite’ın ilk reklamlarında ünlüler ve sporcular biranın tadını övüyor ve az kalori içerdiği vurgusu yapıyorlardı. İlk Miller Lite reklamlarının mirası, deneyimli biraseverler açısından da iyi bir geri dönüş sağladı. Klasik biraların olduğu bir zamanda Miller’ın bu atağı, birayı sonsuza kadar değiştirecekti. Bazıları beyaz Miller Lite kutularındaki biranın tadının mavi kutularda olanlardan daha iyi olduğuna yemin edebilirdi. Oysa böyle bir ayrımdan söz etmek mümkün değildi çünkü farklı renkteki kutulara doldurulan biralar bire bir aynıydı. 

Retro modasının ortalığı kasıp kavurduğu günümüzde Miller da bir modaya ön ayak oldu. 1973 yılında çıkardıkları ve ilk ‘light’ birayı, orijinal tasarımıyla yeniden gündeme getirdiler. Miller Lite, ilk light biraydı ve obezitenin pençesindeki bir jenerasyonu light bira kavramıyla tanıştırmıştı. Diğer bira üreticileri ürettikleri light biralar için ‘lite’ kavramını kullanamazdı. Bu nedenle ‘light bira’ tabiri kullanılmaya başlandı. 

 

Orijinal kutusuyla geri dönen bu pilsner bira, Bubba Smith’li ilk reklamları yayınlandığı zamanki iyi tadını koruyordu. Miller Lite’ın ilk reklamlarında ünlüler ve sporcular biranın tadını övüyor ve az kalori içerdiği vurgusu yapıyorlardı. İlk Miller Lite reklamlarının mirası, deneyimli biraseverler açısından da iyi bir geri dönüş sağladı. Klasik biraların olduğu bir zamanda Miller’ın bu atağı, birayı sonsuza kadar değiştirecekti. Bazıları beyaz Miller Lite kutularındaki biranın tadının mavi kutularda olanlardan daha iyi olduğuna yemin edebilirdi. Oysa böyle bir ayrımdan söz etmek mümkün değildi çünkü farklı renkteki kutulara doldurulan biralar bire bir aynıydı.