Deprem Ölçümü Ve Tahmini

Depremlerin yıkıcı etkilerinden ancak kısmen korunabildiğimiz için, depremleri önceden tahmin etmeye yönelik araştırmalar sürüyor.

Depremleri ölçmek için kullanılan sismograf, sarsıntılarla birliktehareket eden bir bobine serbestçe asılı bir ağırlıktan oluşur. Bu ağırlığa tutturulmuş bir kalem, titreşimleri ya da dalga genişliğini hareketli bir kağıt ruloya kaydeder. Donanımın yerle temasta olması nedeniyle, sarsıntılar doğrudan saptanır. Deprem ne kadar güçlü olursa, dalga genişliği o ölçüde artar. Merkez üssü ve şiddet bu ölçümlerle belirlenebilir.

İki Ölçek

20. yüzyılın başında yanardağ uzmanı Giuseppe Mercalli depremleri farkına varılabilir ve gözle görülebilir hasarlar temelinde kategorilere ayıran bir tablo yarattı. “Mercalli şiddet ölçeği” on iki düzeyden oluşur. Birinci düzey insanlarca hissedilemez ve ancak sismograflarla saptanabilir. On ikinci düzey yeryüzünün ciddi değişimlere uğraması ve neredeyse bütün binaların yıkılması olarak tanımlanır. Charles Francis Richter’in geliştirdiği ve 70 yılı aşkın bir süreden beri kullanılan Richter ölçeğinde bir depremin şiddeti “büyüklük” olarak ifade edilir. Bu değer depremin odağı ile sismolojik kayıt istasyonu arasındaki uzaklığın yanı sıra sismograflarda kaydedilen dalga genişliğine göre belirlenir. Richter ölçeğinde tek bir sayı alttaki sayının on katı gücünde bir depremi temsil eder. Yani, 4,0 büyüklüğündeki bir deprem 3,0 büyüklüğündeki bir depremden on kat şiddetlidir. Büyüklüğü 2nin altında olan depremler insanlarca fark edilmez.

Geleceğin Erken Uyarı Sistemi mi?

Bir depremden önce çok sayıda fenomen ortaya çıkabilir. Kayalarda şekil bozuklukları Dünya’nın manyetik alanının aktif levha sınırlarında değişikliklere yol açar. Kaya gözeneklerinden su sızdığında, yer altı suyu düzeyi değişebilir. Yerde açılan kolonlar da toprağın elektrik iletkenliğini etkiler. Kaya çatlakları yeryüzüne radyoaktif gazlar salar. Birbirini izleyen küçük sarsıntılar son bir depremle noktalanır. Bütün bu olaylar sismoloji istasyonlarında ölçülebilir. Sıklıkla hayvanlar arasında alışılmamış davranışlar görülür. Asıl sorun bu tür belirtiler olmadan da depremlerin ve sarsıntıların meydana gelebilmesidir. Yakın dönemde, sismik aktiviteyi önceden belirlemek amacıyla pozitif yüklü oksijen iyonlarının hareketlerini izleme yoluna gidilmiştir. Bu iyonlar Dünya’nın iç kesimlerinde 02 moleküllerinin parçalanıp yeryüzüne yükselmesiyle ortaya çıkar. Ardından kayaçlardaki oksijenle temasa girip birleşir. Bu da kızılötesi ısının salınmasını getirir. Erken uyarı sistemiyle donanmış bir uydu bu kızılötesi ışınları belirleyerek alarm verebilir.

Kısa kısa……..

Tayvan’daki Taipei 101(509m- Dünya’daki en yüksek bina) gibi modern gökdelenlerin Richter ölçeğine göre 8,0 şiddetine varan depremlere dayanacağı öngörülmektedir.

Alman uzmanların geliştirdiği bir tsunami erken uyarı sisteminde, bir cep telefonu sinyaliyle insanlara yaşadıkları bölgede yakında kopacak bir tsunamiyi bildirmek mümündür.

“Büyük Afet”: Önümüzdeki 50 yılda San Francisco veya Los Angeles’ta büyük olasılıkla meydana gelmesi beklenen çok yıkıcı bir depremdir.

Düz kıyıya vuran tsunami gelgit dalgalarında rekor yükseklik 85m’dir.

2004’te bir tsunami Güney Asya’nın birçok kıyısını kasıp kavurdu. Tetikleyici unsur Hint Okyanusu’nda 9,3 büyüklüğündeki bir deniz depremiydi.