İstanbul’un Fethi

“Konstantiniyye elbet bir gün fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutandır! Onu fetheden asker ne güzel askerdir!”

Hadis-i Şerif

Asya ve Avrupa kıtalarını birbirine bağlayan, doğal güzellikleri bir yana, jeopolitik önemiyle tarih boyunca pek çok kez ele geçirilmek istenen İstanbul; Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimizin müjdesine nail olabilmek isteyen Müslüman topluluklar tarafından da defalarca kez kuşatılmıştır. Özellikle Osmanlı Devleti, şehrin 1453’teki fethinden önce birkaç kez İstanbul’u kuşatmış, ancak bu şerefe nail olamamıştır.

1453 yılının 2 Nisanında Sultan II. Mehmed, İstanbul’u nihaî olarak fethedebilmek için yeni bir kuşatma başlatmıştır. O dönemde yıkılmaz, aşılmaz görülen Bizans surlarını delebilmek adına, Sultan’ın mühendislik dehasıyla, ‘şahi’ adı verilen dev toplar yaptırılmıştı. Bunun yanında, Hıristiyan dünyasından Bizans’a gelebilecek yardımları önlemek adına oralara da asker gönderilmişti. Deniz yardımlarını engellemek için ise, Yıldırım Bayezid tarafından yaptırılmış Anadolu Hisarı’nın karşısına Rumeli Hisarı yaptırılmıştı.

İstanbul’un Fethi’nin başarılmasında önemli bir faktör Sultan II. Mehmed’in askerî ve mühendislik dehası ise, daha önemlisi, onun komutasındaki Osmanlı Ordusu’ndaki sarsılmaz imandır. Şahi toplarının surları yıkmada yetersiz kalması üzerine, Osmanlı Donanması karadan yürütülerek Haliç’e indirilmiştir. Aldığı kırk ok darbesine rağmen Ulubatlı Hasan adındaki çeri, Üç Hilâlli Osmanlı Sancağı’nı Bizans surlarına dikmiştir.

İşte bu sancakla ateşlenen Osmanlı Ordusu, 29 Mayıs 1453 Salı günü şehri fethetmeyi başarmıştır. Her ne kadar Bizans askerleri şehrin ara sokaklarında Osmanlı askerleriyle çarpışmayı sürdürse de; İstanbul son kez fethedilmiş, Müslüman- Türk toprağı hâline gelmiştir. Bu fetihten sonra Sultan II. Mehmed, Fatih unvanını almış; Fatih Sultan Mehmed olarak anılır olmuştur.

İstanbul’un Fethi, İslâm sancağının yükselmesine vesile olarak Ortaçağ’ın karanlığını tarihe gömmüş; Yeniçağ’ın kapılarını açmıştır. Bu çağ, Müslüman- Türk’ün altın çağıdır. Hıristiyan dünyasının gözbebeği, Doğu Roma İmparatorluğu’nun kalbi olan İstanbul’un fethiyle Doğu Roma tarihe karışmıştır.

O zamana kadar Ortodoks Kilisesi’nin mabedi olarak bilinen Ayasofya ise, Fatih’in İstanbul’u fethinden hemen sonra camiye tahvil etmiştir. Ayasofya’da yapılan son ayin, fetihten bir gün önce gerçekleştirilen; ilk namaz ise, fethin hemen akabinde, Bizans’ın bu en büyük kilisesinde ezan okutulduktan sonra Sultan’la birlikte kılınandır.

Osmanlı Sancağı surlara dikilirken semaya yükselen ezanlar, böylelikle İstanbul’un bir Müslüman- Türk şehri olduğunu tescil etmiştir.

Selam olsun yardan, anadan, serden geçerek destanını tarihe altın harflerle yazdıranlara! Selam olsun sancağı yere düşürmeyen kahramanlara! Selam olsun Fatih’e, selam olsun onun meçhul ama kahraman askerlerine…